ALLAHA TEVEKKÜL ETMEK

 Allaha dayanmak ve sadece ona güvenmenin bir diğer eş anlamı tevekküldür. Müslümanların yaşantılarının her saniyesinde var olması gereken bir kavramdır tevekkül. Çünkü bizler, inanan Müslümanlar olarak Allahın göstermiş olduğu yolda yürüyüp, ona karşı elimizden gelen kulluk vazifemizi yerine getirmekle mükellefiz. Bu vazifeleri yerine getirirken şüphesiz ki birçok engel ve zorluklarla da karşılaşacağız.

         Gerçekten de yaptığı her amelinin yalnız Allah için olduğuna inanan bir Müslüman için karşısına çıkan zorlukların hiçbir ehemmiyeti yoktur. Çünkü Müslüman elinden geleni yapmışsa, bilir ki bundan sonrasında Allaha aittir, yalnızda değildir. 

 "Allah'a güven, dost ve dayanak olarak Allah yeter."(Ahzab-3)

         Allah kendisine güvenen, yürekten inanan ve inandığı gibi yaşayan kulalarının emeklerini hiçbir şekilde boşa çıkarmamıştır. Bu dünyada sıkıntı çekseler bile öteki dünya da ödüllendirileceklerini şimdiden kitabında belirterek sıkıntılarını hafifletmiştir. Sıkıntılar karşısında sabretmelerine yardımcı olmuştur. Rabbimiz ankebut suresinde şöyle demiştir;

58- İman edip iyi ameller işleyenleri, altlarından çeşitli ırmaklar akan ve içlerinde sürekli kalacakları yüksek köşklere yerleştiririz. İyi işler yapanların alacakları ödül ne güzeldir!59- Onlar ki, sıkıntılar karşısında sabrederler ve sadece Rab’lerine güvenirler.

Öyle ki Rabbimize tevekkülün ona sonsuz güvenimizin örnekliliğini dilerseniz Resullerin gösterdikleri rabbani tavırlarla örneklendirelim. Ateşin suya dönüşeceğini bilmeden Allah’a güvenerek davası için ateşe atılmayı göze alan İbrahim (S), Firavun karşısında asasının ejderhaya dönüşeceğini bilmeyen bir Musa (S),hastalıkları anında bitmek tükenmek bilmeyen bir sabırla rabbine tevekkül eden, gençleşeceğini bilmeden O’na güvenen Eyüp(S) ve denenen binlerce samimi Müslümanlar ve Allah’a olan örnek teslimiyet ve güvenleri. Bu Allah’ın erleri Rablerine karşı bu sonsuz güvenlerinden dolayı hiçbir zaman korkuya kapılmamışlar yollarına devam etmişlerdir. Çünkü korku ile birlikte Rablerinin güvenini kaybedeceklerini biliyorlardı.

Yusuf suresinde tevekkül konusu çok güzel bir şekilde anlatılmış isterseniz ayetlere bir kulak verelim.

4 - Hani Yusuf babasına "Babacığım; ben rüyamda onbir yıldızın, güneşin ve ayın önümde secde ettiklerini gördüm" dedi.5- Babası ona dedi ki; "Yavrum bu rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın açık bir düşmanıdır.6- Tıpkı rüyanda gördüğün gibi Rabbin seni peygamber olarak seçecek, sana olayları (ya da rüyaları) yorumlamaya ilişkin bazı bilgiler öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ile İshak'a yönelik nimetini nasıl tamama erdirdi ise, sana ve Yakup’un soyuna yönelik nimetini de tamama erdirecektir. Hiç kuşkusuz Rabbin her şeyi bilir ve her işi yerinde yapar. Bir an tevekkülden uzaklaşıp, Onu kurdun kapacağı düşüncesi aklına geldi. . 13- Babaları dedi ki; "Onu götürmeniz beni üzer, ayrılığına dayanamam; ayrıca korkarım ki, siz farkında olmadan onu kurt kapar. " Ama bu yanılgısından hemen döndü. Az kalsın Allaha olan tevekkülü korkuya dönüşerek, tevekkülünde azalma olacaktı.  18- Yusuf'un yalandan kana bulanmış gömleğini getirdiler. Babaları Yakup dedi ki; "Anlaşılan nefsiniz sizi kötü bir işe sürükledi, bana düşen yaman bir sabırdır, anlattıklarınız karşısında Allah'ın yardımına sığınıyorum. "

                Gerçekten inanan Müslümanlar için düşmanın gücünün hiçbir önemi yoktur. Çünkü bizler elimizden gelen fedakârlığı ve dik duruşumuzu sergiledikten sonra bize düşen tek şey Allah’a tevekkül etmek, ondan yardım dilemek, ona güvenmektir. Artık bize sırtımızı Allaha dayayıp olanlara sabretmekten başka bir şey kalmamıştır. Çünkü bizler Allah’ın bizi doğru yola ilettiği kimseleriz. Dayanağımızda rabbimiz olmalıdır.

Allah bizi doğru yola ilettiğine göre, niye O'na dayanmayalım ki? Bize edeceğiniz eziyetlere kesinlikle katlanacağız. Dayanak arayanlar sırf Allah'a dayanmalıdırlar. "(İbrahim–12)

                Tabi tüm bu anlatılanlardan sonra aklıma şu kendini darı zanneden akli dengesi bozuk adam geldi. İsterseniz önce hikâyeyi aktaralım.

Adamın biri kendini darı zanneder, nerede tavuk görse köşe bucak kaçarmış.

Akıl hastanesine yatırmışlar. Uzun süre tedavi görmüş, sonunda Hekimi, iyileştiğine kanaat getirmiş, yanına çağırmış:

İyisin değil mi evladım, artık darı değil koca bir adam olduğunu anladın! Kendini darı zannetmek gibi bir sorunun yok sanıyorum artık!

Evet, iyiyim, demiş adam, darı olmadığımı iyi öğrendim!

Ve taburcu edilmiş. Hekimiyle vedalaşmış, hastaneden çıkmış.

Ne var ki çok geçmeden, Hekim bir bakmış, adam kan ter içinde koşarak geri gelmiş!

Hekimi, Ne oldu evladım, bu halin ne, neyin var? Diye sormuş!

Adam, Efendim! Demiş, Bende sorun yok! Ben darı olmadığımı biliyorum da... Bunu tavuklar da benim darı olmadığımı biliyor mu?

Evet, tevekkülü işlerken tek dayanağımızın Allah olması gerektiğini söylemiştik. O halde bizleri kimin ne olarak gördüğü önemli olmamalı değil mi? Adam darı olmadığına ikna olmuş ama düşman kabul ettiği tavukların bunu bilip bilmediğini merak ediyor. Ya bilmeden beni yerlerse diye düşünüyor. Tabi ki bizler Allah ‘a dayandığımızı, ona güvendiğimizi, tek dayandığımızın Rabbimiz olduğuna iman ediyor ve ölümden korkmadığımızı söylüyoruz.

Bunca şeyden sonra ya bu müşrikler bizim ölümden korkmadığımızı davamızdan vazgeçmeyeceğimizi bilmiyorlarsa dememeliyiz.Bu düşünüz tarzı inançlarımız karşısında net olmadığımızı gösterir.öyle ki bu tarz düşünceler oluştuğunda Allah ‘a olan güvenimizin de çürük temellere dayandığını görürüz.Dualarımız da her halde ‘’Ya Rabbi biz sana inanıp güvenerek inançlarımızın gereğini yapıyoruz ama yine de sen bu durumumuzu karşıdaki düşmanlarımıza da bildir onlarda bizden korksunlar.’’diye olur.İnşallah rabbimiz bizleri yalnız kendisinden korkan,karşıdaki insanların ne düşündüğünü önemsemeyen,yalnızca Rabbimizin rızasını gözeten kullarından eyler.

Selam ve dua ile Hasan ENES

 

Yorum Yaz